The Best bookmaker bet365 Bonus

Дървен материал от www.emsien3.com

Yazdır

SEYDAMIZIN 29 -30 TARİHLERİNDE G. ANTEP ÜNİVERSİTESİ, G. ANTEP MÜFTÜLÜĞÜ VE ANADOLU PLATFORMU TARAFINDAN DÜZENLENEN İHTİLAF VE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ALİMLERİN SORUMLULUĞU

Medine Medresesi tarafından yazıldı.. Yayınlanma Uncategorised

    GİRİŞ

Muhterem Hocalarım,

Konuşmama başlarken sizleri Allah (C.C)’ın selamıyla selamlıyor, siz muhterem seydalarıma, hocalarıma ve katılımcılara en kalbi saygılarımı sunuyor, bu çalıştayımızın başarılı geçmesini ve tüm Müslümanlar için hayırlar getirmesini cenabı Haktan niyaz ediyorum. Ayrıca bizleri bir araya getiren Gaziantep Üniversitesine, Gaziantep Müftülüğüne ve Anadolu Platformuna da teşekkür eder hürmet ve saygılarımı sunarım. Özellikle İslam âleminin içerisinde bulunduğu durumu göz önünde bulundurarak, “İhtilaf ve Sorunların Çözümünde Âlimlerin Sorumluluğu” konusunun ehemmiyetine ve gerekliliğine canı gönülden inanıyorum.

Muhterem Hazirun,

Yüce Allah lütuf ederse tebliğimi şu şekilde zat-i alilerinize arz etmek istiyorum.

1-           İSLAMA GÖRE ALİMLER

    A-      KUR’AN VE SÜNNET ÇERÇEVESİNDE ÂLİMLER

    B-      ALİMLERİN ÖZELLİKLERİ

    C-      ALİMLERİN GÖREVLERİ

           a-) Yöneticilere karşı sorumlulukları

           b-) Topluma karşı sorumlulukları

           c-) İlmi meselelerin çözümünde sorumlulukları

           d-) Dine karşı sorumlulukları

           e-) Ümmete karşı sorumlulukları

 

2-           TARİHTE ÂLİMLERİN ALDIKLARI GÖREV VE SORUMLULUKLAR

3-           İHTİLAF VE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ÂLİMLERİN SORUMLULUĞU

     A-     İHTİLAF VE MAHİYETİ

     B-     İSLAM ÜMMETİNDEKİ İHTİLAFLAR

          a-Ümmetten Kaynaklanan İhtilaflar

          b-Dış Mihrakların Oluşturduğu İhtilaflar

     C-     GÜNÜMÜZ ÂLİMLERİN İHTİLAFLARIN ÇÖZÜMÜNDE ALACAKLARI SORUMLULUKLAR

          a-Ümmetten Kaynaklanan İhtilafların Çözümü

          b-Dış Mihrakların Oluşturduğu İhtilafların Çözümü

4- SONUÇ VE TEKLİFLER

5-           ALİMLERE ÇAĞRI

 

1-           İSLAMA GÖRE ALİMLER

     A-     KUR’AN VE SÜNNET ÇERÇEVESİNDE ÂLİMLER

Hiç şüphesiz Kur’an’ın ve Hadis-i Şeriflerin üzerinde durduğu ve toplumda var olmasının gerekliliğini dile getirdiği konulardan biri de âlimlerdir.  Çünkü âlimler İslam’ın ve Kur’an’ın hakikatini olduğu gibi insanlara aktaran ve tebliğ edenlerdir. Bunun içindir ki; her daima İslam ümmetinin rabbani âlimlere ihtiyacı olmuştur. Çünkü bu rabbani âlimler olmadan İslam ümmetinin ıslahı hatta dünyanın huzuru dahi mümkün değildir. Şimdi alimlerin önemini belirten ayet-i kerimelerden bir kaçını zikretmek istiyorum.

وتلك الأمثال نضربها للناس ومايعقلها إلا العالمون

1-) İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir. (Ankebut 43)

ياأيهاالذين آمنوا أطيعوا الله وأطيعوا الرسول وأولو الأمرمنكم

2-) Ey îmân edenler! Allah’a ve Resûl’e ve sizden olan idarecilere (emir verme yetkisinin sahiplerine) itaat edin. (NİSA 59)

İbn-i Abbas’a göre وأولو الأمر den maksat âlimlerdir.

فَاسْأَلُواْأَهْل الذِّكْرِإِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ

3-) (Bilmiyorsanız ehl-i zikre [âlimlere] sorun!) [Nahl 43]

يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ

4-) "Allah içinizden iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir." (Mücadele 11)

قُلْ هَل يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ

5-) "De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" (Zümer 9.)

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

6-) “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran 104)

كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ

7-) Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırssınız. Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır. (Ali İmran 110)

8) مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ اللّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُواْ عِبَادًا لِّي مِن دُونِ اللّهِ وَلَكِن كُونُواْ رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ

Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: Allah'ı bırakıp bana kul olun! demesi mümkün değildir.

Bilakis (şöyle demesi gerekir): Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.[1] (Bazı tefsircilere göre ayette geçen ‘rabbani’den maksat alimlerdir.)

Şimdi de birkaç Hadis-i Şerife göz atalım:

1- (مَن يُرِد اللَّه بِهِ خيْراً يُفَقِّهْه في الدِّينِ) "Allah, hakkında hayır dilediği kimseye din hususunda büyük bir anlayış verir."[2]

‏”لاَ حَسَدَ إِلاَّ فِي اثْنَتَيْنِ رَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ مَالاً فَسَلَّطَهُ عَلَى هَلَكَتِهِ فِي الْحَقِّ، وَرَجُلٌ آتَاهُ اللَّهُ حِكْمَةً فَهْوَ يَقْضِي بِهَا وَيُعَلِّمُهَا ‏”‏‏

2-)"Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir:

Allah'ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse;

Allah'ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimse."[3]

إِنَّ اللَّهَ لَا يَقْبِضُ الْعِلْمَ انْتِزَاعًا يَنْتَزِعُهُ مِنْ الْعِبَادِ وَلَكِنْ يَقْبِضُ الْعِلْمَ بِقَبْضِ الْعُلَمَاءِ حَتَّى إِذَا لَمْ يُبْقِ عَالِمًا اتَّخَذَ النَّاسُ رُءُوسًا جُهَّالًا فَسُئِلُوا فَأَفْتَوْا بِغَيْرِ عِلْمٍ فَضَلُّوا وَأَضَلُّوا

3-) "Allah Teâlâ ilmi insanların hafızalarından silip unutturmak suretiyle değil, fakat âlimleri öldürüp ortadan kaldırmak suretiyle alır. Neticede ortada hiçbir âlim bırakmaz. İnsanlar bir kısım cahilleri kendilerine lider edinirler. Onlara birtakım meseleler sorulur; onlar da bilmedikleri halde fetva verirler. Neticede hem kendileri sapıklığa düşer, hem de insanları saptırırlar." [4]

5-) ( العلماء ورثة الانبياء) “Âlimler Peygamberlerin vârisidir.”[5]

4-) (ما قبض اللَّه عالما إلا كان ثغرة في الإسلام لا تسد) “Bir âlim ölünce, İslam’da bir gedik açılmış olur ve kıyamete kadar kapanmaz.”[6]

5-) (العالم على العابد كفضلي على أدناكم فضل) "Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizden en basitinize olan üstünlüğüm gibidir"[7]

Yukarıda zikrettiğim ayet ve hadis-i şerifler alimlerin ehemiyyet ve öneminden bahsetmekle beraber şöyle bir değerlendirme yapmamızı da sağlıyor. Dikkatle incelendiğinde bu Ayet ve hadislerde ‘âlim’ ifadesi ‘alimler’ şeklinde hep çoğul olarak zikredilmiştir. Bunun da Âlimlerin hiçbir zaman ihtilafa ve iftiraka yönelmemeleri, aksine birleşip tek vücut olmalarının ehemmiyetine işaret edebileceğini söylemek mümkündür. 

B-          ALİMLERİN ÖZELLİKLERİ

   Peygamberlerin varisleri olan Alimler şu sayacağım özellikleri kendilerinde taşıyanlardır: İslam peygamberinin varisleri olan âlimler topluma rehberlik eden, dinin anlaşılmasını, Kur’an sünnet ekseninde farklı coğrafyalara yayılmasını sağlayan önemli şahsiyetlerdir. Yine âlimler zamanın değişimi ile birlikte ortaya çıkan durumları algılayıp yorumlama sorumluluğunu da üstlenmişlerdir. Ümmetin hatta insanlığın dertleriyle dertlenmiş, toplum için birer şifa kaynağı olmuşlardır. Âlimler adaleti, fikri, ruhi olgunluğu ve duyarlılığı büyüterek, besleyerek insanın insanlığını ve ruhunu yeniden kazanmasını sağlayanlardır. Âlimler dünyadan tamamıyla yüz çevirmediği gibi bütünüyle dünya ehli de olmazlar. Tüm dünyayı bir vasıta bir emanet olarak görürler. Dünyayı, iyi ve güzeli öğretme yolunda bir araç olarak kullanan âlimin hedefi, dünyaya aşık olmadan, köle olmadan, bütün insanlığı kurtarmaktır. İnsanı insana kul olmaktan kurtarıp Allah (C.C.)’a kul etmektir. Yine âlimler Allah’ın rızasına göre yaşamayı amaçlayan dünyayı da rütbeleri de bu doğrultuda düzenlemeye çalışanlardır. Hiçbir maddi karşılık olmadan Allah rızası için ders veren, öğrenci yetiştiren ve halkın sorunlarını halleden kimselerdir.

Muhterem ilim adamları!   

Âlimler ilimleriyle amel ederler, sünneti seniyeye titizlikle riayet ederler, istikamet üzere olurlar. İnsanlar, onları gördüklerinde Allah (C.C.)’ı hatırlarlar. Ciddi, mahzun ve vakarlıdırlar. Halleri ile meclislerinde bulunanları şüpheden yakine, riyadan ihlâsa, enaniyetten mütevaziliğe, düşmanlıktan dostluğa sevk ederler. Sükût etmeyi konuşmaktan daha çok severler. Fiil ve hareketleriyle insanlara tesir ederler. Cedelden, münakaşadan kaçarlar. İnsanlara takvayı, kalpleriyle iştigal olmayı tavsiye ederler. Fetva hususunda acele etmez ve tedbirlidirler. Sahih kaynaklardan dayanak bulmuşlarsa cevap verirler. Aksi halde bilmiyorum, demekten kaçınmaz, meseleyi daha iyi bilenlere havale ederler. Sahip oldukları ilmi, emanet bilir; İlme gölge düşürmemek için çaba sarf ederler. Dünyalık olmaz, hayatı iktisat üzere yaşarlar. Yine âlimler ihlaslıdırlar, onun için okur, onun için ders verir, onun için telif ederler. Kuranı Kerimi ve hadisleri re’y ve heva ile yorumlamazlar. Fakihlerin görüşünü iyi bilir, birisine göre amel ederler. Mutlak müçtehit olmayanlar, içtihat yapmazlar. Hapse atılmayı kırbaçlanmayı hatta ölümü göze alırlar. Amma kâfirlerin, zalimlerin, diktatörlerin Kuran’a, sünnete, şeriata zıt isteklerine boyun eğmezler. İlimleriyle gururlanmazlar, halka örnek olurlar, bir tarikata veyahut cemaate yakın olsalar da asla asabiyete düşmezler. Ümmetin ortak malı olduklarını unutmazlar. Müslümanları bölmezler, birlik ve beraberliği sağlamak için gayret gösterirler. Dolaylı da olsa zulme meyletmezler. Bunun içindir ki toplumlarda âlim ve bilgelerin asıl görevleri; bireyleri zamanın şartlarına göre hazırlayıp onları yönlendirmek, onları dünya ve ahiret hayatlarına en güzel şekilde hazırlamaktır.  Bu vasıfları taşıyan âlimlerimiz dün olduğu gibi bugün de yarın da elbette olacaktır ki ümmet yetim kalmasın.

C-          ALİMLERİN GÖREVLERİ

        a-) Yöneticilere karşı sorumlulukları

   İslam tarihi boyunca Âlimler, ümmetin hep ileri gelen şahsiyetleri olmuşlardır. Âlim, her hususta İslam'ın izzetini koruyan, İslam'ın hâkimiyeti için topluma sinerji veren, Allah'ın ahkâmını uygulama hususunda ihmalkâr davranan yöneticileri doğru yola yönlendirmeye çalışan kimsedir. Yöneticiler zulüm ve adaletsizliğe sapınca âlim onlardan ayrılmak ve onlara karşı ciddi tavır takınmak durumundadır. Bu tavır, onların hem Allah katında hem de insanlar nezdinde heybetini, değer ve itibarlarını daha da yüceltir. Yoksa Allah'ın emirlerini çiğneyen yöneticilere yaltaklık eden İsrail oğulları âlimlerinden bir farkı kalmaz. Unutmamak gerekir ki âlimlerin sarıkları ve cübbeleriyle elleri kanlı yöneticilerin sözcüsü olmaları peygamberlerin varisliğine asla yakışmamaktadır. Bu âlimler milletin hakkına girmekte ve ümmete zalimden daha fazla zarar vermektedirler. Ne gariptir ki her memleketin alimleri kendi yöneticilerini değil başka memleketlerin yöneticilerini eleştirmektedir. Halbuki alimlerin misyon ve vizyonu her ikisini de dile getirmektir.

       b-) Topluma karşı sorumlulukları                

     Âlimler, toplumu yönlendiren ve Allah'ın hükümlerinin uygulanmasında titizlik gösteren rehberlerdir. Âlimler ilimlerinin gereği olarak toplum içindeki görev ve fonksiyonlarını hatırlamak zorundadırlar. Bunun için toplumda barışı ve huzuru sağlamak için sorumluluklarını yerine getirmelidirler. İnsanlar, âlimlerinin doğru yolu izlediklerini ve doğru yolda olduklarını bildikleri müddetçe âlimlere hürmet eder, izledikleri İslam yolundan da şaşmazlar. Bu itibarla âlimler kendilerine leke getirmemek için çok hassas davranmalıdırlar. Bundan dolayı Peygamberimiz (sav), bizlere şu uyarıda bulunmuştur:

كن عالما او متعلما ولا تكن الثالثة فتهلك “Ya ilim öğrenen ol ya da öğreten, sakın üçüncüsü olma. Yoksa helak olursun.”[8]

       c-) İlmi meselelerin çözümünde sorumlulukları

      Âlimler kendilerini bütün ilimlerde çok iyi yetiştirip, şüphe uyandıran, tevil gerektiren meselelerde ihtisas sahibi olup, gerekli cevapları verebilmelidirler ki insanlar İslam dininin doğruluğundan şüpheye düşmesinler. Bu konuda bize örnek teşkil edecek kısa bir meseleye değinmek istiyorum:

Anlatıldığına göre Harun Reşid'in Hıristiyan bir doktoru bir gün İmam Vâkidî ile tartıştı ve ona: "Sizin kitabınızda, İsa'nın Allah'ın bir parçası olduğunu gösteren bir âyet var" dedi ve Nisa Suresinin 171. Âyetindeki “روح منه ”cümlesini okudu. Vâkidî şöyle cevap verdi:" Yüce Allah bir âyet-i kerimede şöyle buyurur “

وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِّنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لَّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ” “O, göklerde ve yerde ne varsa size boyun eğdirmiştir. Hepsi Allah'tandır" Eğer îsâ Allah'ın bir parçası ise, buna göre, göklerde ve yerde olanların da, Allah'ın bir parçası olması gerekir." Bunun üzerine Hıristiyan sustu ve Müslüman oldu. Harun Reşid buna çok sevindi ve Vâkidî'ye büyük bir hediye verdi.[9]

 

      d-) Dine karşı sorumlulukları

     Alimler peygamberlerin varisleridir. Onların asıl görevi vahiy mesajlarını olduğu gibi insanlara aktarmaktır. Bunun için tarih boyunca âlimler insanları tevhitten hürriyete, içtihattan cihada çıkartmak için çaba sarf etmişlerdir.  Çünkü Dinin amacı; ilk önce bireyin, sonra ailenin ve daha sonra da toplumun hürriyetini sağlamaktır.

      e-) Ümmete karşı sorumlulukları

     Alimler Peygamberlerin varisleri oldukları için ümmete karşı mesuliyetleri gerçekten çok büyüktür. Bütün ümmet hatta insanlık dört gözle onlara bakmaktadır. Onlar ümmeti yetim bırakmamak için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Fakat ne hazindir ki Müslüman alimler kendi sorumluluklarını asrımızda yerine getirmekten aciz kalmışlardır. Bu doğrultuda İstanbul'da gerçekleştirilen Dünya Müslüman Alimler Birliği 4. Dönem toplantısında Diyanet İşleri Başkanı Sn. Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız, yaptığı konuşmada alimlerin bir ihtilaf ve ayrılık içinde olmasının ümmete büyük zarar verdiğini belirterek, "Alimlerimiz ümmetin bu hale düşmesinde büyük rol oynamışlardır maalesef.

 Geçmişte alimlerimiz yöneticilerin, hakimlerin kurbanı olurken bugünkü alimler de yöneticilerin, askeri cuntanın, sultanların sesi, sözcüsü olmuş durumda" olduğunu ifade etmişti. Hocamız konuşmasına devamla "Acı realite şunu gösteriyor ki, İslam alimleri sorumluluklarını yerine getirmiyor. Bu alimler kendi nefislerine ve topluma karşı sorumluluklarını, görevlerini yerine getirmiyor" şeklinde konuşmuştu.[10]

      2-     TARİHTE ÂLİMLERİN ALDIKLARI GÖREV VE SORUMLULUKLAR

Kıymetli Seydalar!   

Hiç şüphesiz tarihe baktığımızda İslam ümmetinin alimlerinin, görev ve sorumluluklarını daima en iyi şekilde yerine getirdiklerini görüyoruz. Bu hususta vereceğimiz birkaç örnek konumuzun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Vakti zamanında Emeviler İslam dünyasındaki kıyamları engelleyebilmek için çareler arar. Irak valisi Ömer İbn Hübeyre bu bağlamda kimi girişimlerde bulunur. Bunlardan biri de fakihlerin nüfuzundan yararlanmaktır. Böylece hem fakihlerin muhalefetinden emin olacak, hem de halkın nazarında sarsılan Emevi nüfuzunu yeniden güçlendirecekti. Bunun için Emevi sultanı, İbn Ebi Leyla, Davud b. Hind ve İbn Şübrüme gibi ünlü fakihleri çağırır. Her birine birer görev verir. Sıra Ebu Hanife’ye gelir. Kendisine şöyle bir teklif yapılır: “Üzerine imza koymadığın hiç bir kanun yürürlüğe konmayacak, Sen izin vermeden devlet hazinesinden kuruş çıkmayacak.” Bu Irak’ın hem yargı hem maliye gücünün İmama devredilmesi anlamına geliyordu. Ama İmam şiddetle bunu reddeder. Vali İmam’ı zindana atarak işkence etmeye başlar. Onu her gün kırbaçlatır. Diğer alimler “Kendine yazık etme. Biz nasıl istemeyerek kabullenmişsek sende öyle yap” derler. İmam ise bu net duruşundan en ufak bir taviz vermez ve “Eğer vali benden Vasıt mescidinin kapılarını saymak gibi sıradan bir iş istesin, yine kabul etmem. O bir insanın zulmen katline hükmedecek, ben mühür basacağım öyle mi? Allah’a yemin ederim ki bu mümkün değil!” der. Hiç bir teklifi kabul etmeyen İmam’a son olarak Küfe baş kadılığı teklif edilir. Onu da kabul etmeyince vali ona bu işi kabul ettireceğine dair yemin ederek tekrar işkenceye alır. İmam ise bu durumu şu sözlerle karşılar: “Bu dünyada kırbaç yemek ahirette ceza görmekten evladır. Valinin beni öldürmeye gücü yeter; fakat tekliflerini kabul ettirmeye asla!” İşkence o noktaya gelir ki İmamın işkenceden ölebileceği valiye bildirilir. Vali “Onu ikna edecek biri yok mu? Hiç değilse benden süre tanımamı istesin. Ve bu arada beni ikna edici bir çare düşünerek yeminimden kurtarsın” der. Bunun üzerine İmam ona haber yollar ve der ki: “Beni bıraksın, bu konuyu bir de dostlarımla istişare edeyim.” İmam bırakıldığında artık Kufe’de kalmayı uygun görmez, Mekke ve Medine’ye gider ve Emeviler’in yıkılışına kadar da Mekke’de kalır.

Muhterem Hocalarım!

Emevilerden sonra iktidara gelen Abbasiler halka şu vaadi verdiler: “Biz, Kur’an ve sünnet öncülüğünde ülkeyi yöneteceğiz. Uygulamalarımız Allah’ın koyduğu sınırları aşmayacaktır”. Hatta biat alan Ebu’l Abbas Seffah halka şöyle seslenmişti: “Ümid ediyorum ki, şu anda iktidara gelmiş bulunan aileden zulüm, zorbalık ve haksız muamele görmeyecek, hoşunuza gitmeyen davranışlarla karşılaşmayacaksınız.” İşte bu sözlerin sahibi Ebu’l Abbas, Mekke valisi eliyle ulemadan biat talep edince Ebu Hanife biat ederek şu konuşmayı yaptı: “Hilafet peygamberimizin yakınlarına geçerek hak yerini buldu. Bu Allah’ın lütfu ve keremidir. Ey alimler; bunlara yardım etmeye en layık olan sizsiniz! Size istediğiniz kadar ikram ve ihsan var. Halifenize biat ediniz. Biat ahirette sizin için emniyete kavuşmaya bir vesiledir.” İmam daha sonra halifeyi ziyaret ederek “Allah’ın emri üzere sana biat ettik. İşine vefa gösterirsen kıyamete kadar ahdimizde vefakârız.” Diyerek biatının bir anlamda şartlı olduğunu söylemişti.[11]

Yine Abbasiler Dönemi’nde diğer bir mezhep imamı Malik bin Enes de Halife Mansur'un haberi olmadan Validen işkence ve zulüm gördü. Yine diğer bir mezhep imamı, İmam Şafii, dokuz arkadaşıyla birlikte yakalandı, tüm arkadaşları öldürüldü, kendisi son anda kurtuldu. İmam Ahmed bin Hanbel, zâlim yönetim tarafından falakaya yatırıldı ve kolları kırıldı. İbn Teymiyye, İmam Serahsi ve Şâtıbî yıllarını zindanlarda geçirdiler. Abdulkadir Udeh (Avde) yüzyılımızın en büyük İslam ve Anayasa Hukukçularındandı; darağacında can verdi. Seyyid Kutub’un tefsirini bunca etkili ve yaygın kılan ilmî değerinden çok, kitabını kanıyla, canıyla imzalamasıydı. Bu büyük şehid şöyle diyordu: “Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilirler. Ancak; fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini fedâ etmeleri şartıyla... Fikirlerinin, kan ve canları karşılığında mânâlanması şartıyla... ‘Hak’ bildikleri şeyin ‘Hak’ olduğunu fütur etmeden söyleyip, gerekirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla...” Seyyid Kutup İslam izzeti için Mısır devlet başkanı Cemal Abdun-nasır’dan özür dilemeyi çok gördü ve özür dilemedi. Bilindiği gibi her dönem, tâğutî veya zalim düzenler tarafından zulüm ve işkence gören, sürgün edilen hatta idam edilen çok sayıda âlim vardır. Bu konuda son dönemdeki âlimleri ve arifleri göz önüne getirirsek, hemen hemen meşhur bütün âlimlerin isimlerini saymak gerekecektir. 20 ve 21. Asırlarda: Said Nursi, Şeyh Said, İskilipli Âtıf Hoca, Süleyman Efendi, Hasan el-Bennâ, Mevdudi, Ali Şeriati, Muhammed Bâkır es-Sadr, Şeyh Alaeddin Efendi ve Mutiur-Rahman Nizami gibi daha bir çok alim ya işkence ve sürgüne tabii tutuldu ya da idam edildi.

3-           İHTİLAF VE SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ÂLİMLERİN SORUMLULUĞU

   Muhterem Kanaat Önderleri!

   Hiç şüphesiz İslam ümmeti, tarihin hiçbir döneminde günümüzde olduğu kadar dehşet verici ihtilaf ve sorunlarla karşılaşmamıştır. Çünkü dünyanın Doğu ve Batı emperyalistleri, söz birliği yapıp bu ümmeti ortadan kaldırmak için ittifak etmişlerdir. Emperyalistlere göre dünyanın efendileri kendileri, onların dışındakiler ise ancak onların hizmetkârlarıdır. Tarih boyunca ümmeti bu dehşet verici belalardan kurtaranlar, âlimler olmuş ve âlimler olmalıdır. Bunun içindir ki; peygamberimiz (sav) ümmetin ıslahını şu iki sınıfın ıslahına bağlamıştır. "

صنفان من الناس إذاصلحا صلح الناس وإذا فسدا فسد الناس العلماء والأمراء" “İnsanlardan iki sınıf vardır ki; onlar ıslah olduklarında insanlar da ıslah olur, onlar fesada uğradıklarında, insanlarda fesada uğrar. Bunlar; Âlimler ve Amirlerdir.”[12] 

   Hadiste âlimlerin ilk sorumlu olanlar arasında gösterilmesi de vazifelerinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu göstermektedir. Çünkü ilmin rütbesi, bütün rütbelerden üstündür. Fakat ne hazindir ki; zamanımızda rabbani âlimlerin az olması nedeniyle, bu ümmet yetim kalmış ve içinde bulunan ihtilaf ve sorunların çözümünde akim kalınmıştır.

   Ne gariptir ki; küfür âlemi, İslam’ı kökten kaldırmak için çaba sarf ederken, günümüzde var olan bazı âlimler, bazı ilmi meseleleri ihtilaf vesilesi yapmakta ve birbirlerini tekfir edip ihtilaf çıkararak tefrikaya yol açmaktadırlar. Bediüzzaman’nın tabiriyle: “Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler, dar görüşler!”[13]  Sözü asıl vazifemizi bize açık bir şekilde göstermektedir.

    Saygıdeğer Seydalarım!

    Tarih boyunca âlimler, toplumlarını tedenni çukurundan, medeniyetin ve uygarlığın zirvesine çıkarmışlardır. Bundan dolayıdır ki, Peygamberimizin (s.a.v) ve diğer bütün peygamberlerin varisleri âlimler olmuşlardır. Şu hadis-i Şerif Âlimlerin toplumun ıslahında ne kadar büyük bir sorumluluk sahibi olduklarını açıkça göstermektedir: “

لَا تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لَا يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَذَلِكَ “Ümmetimden bir taife Allah’ın emri vuku buluncaya, yani kıyamet gelinceye kadar haktan sapmayacaktır.”[14]  Çoğu âlimlere göre hadiste bahsi geçen “taife” den maksat Âlimlerdir.

     Değerli Katılımcılar!

     Zat-i alilerinizin malumudur ki İslam dünyasının ve Müslümanların bu hale gelmesindeki tek neden dış güçler değildir. İç zayıflığımız olmasaydı dış güçlerin bunu yapmaları mümkün değildi. Çünkü şu anda yaşananlar sadece bu yüzyılın değil, geçmişten bu yana birikip gelen sorunlardır.

     Maalesef bazı Âlimler üç kuruş dünyalık için zalim diktatörlerin sesi olmaktadır. Gazze'de, Suriye'de, Irak'ta Müslüman ümmetin çocuklarının öldürülmesine bazı alimler nasıl göz yummaktadır? Elbette Alimler bu sorunları çözmek için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Fakat Alimlerin bu şekilde birbirlerinden habersiz olup muhalefet etmeleri tarih boyunca görülmemiştir. Alimler şu an şiddeti ve vahşeti ön plana çıkaranlara, hiçbir ahlaki ve hukuki ilkeyi göz önünde bulundurmayanlara karşı sessiz kalmamalıdırlar. Ayrıca bugünkü alimlerin, Müslümanların izzet ve şereflerini hiçe sayıp onların tehcirine sebep olanlara ve peygamberlerin, sahabelerin kabirlerini havaya uçuran devlet yöneticilerine meyil etmemeleri ve sessiz kalmamaları gerekir.

     A-     İHTİLAF VE MAHİYETİ

    Muhterem Hocalarım! Yüksek müsaadelerinizle tebliğimizin ana konusu olan “Alimlerin İhtilafın Çözümündeki Sorumluluklarının” anlaşılması için, ihtilafın mahiyetiyle ilgili şunları da arz etmek istiyorum: İhtilaf: “Halefe” kökünden gelen bir mastardır. Lügatte; ayrılık, uymayış, uymama, anlaşmazlıklar, ayrılıklar gibi manalara gelir.[15]  Istılahta ise, herhangi bir konunun varlığı kabul edildikten sonra, muhteva ve mahiyeti üzerinde idrak ve anlayış yeteneğine göre değişik sonuçlar çıkarmak şeklinde tanımlamak mümkündür. “İhtilaf”, “İftirak”la aynı manaya gelmez. Çünkü iftirak idrak ve anlayış yeteneği olmadan ayrı ayrı sonuçların meydana çıkmasıdır.

    İhtilaf: İslami literatürde kesbi ve gayrı kesbi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır, biri kavrayış, yetenek, cehd, eğilim gibi farklılıklardan kaynaklanan ''görüşler ihtilafı''dır, diğeri de iki şeyden birinin diğerinin yerini tutmasının imkansızlığı olan ''cinsler ihtilafı''dır. İhtilaf, bilmenin ve bilinmenin gereğidir. Dünyadaki her şey zıddıyla bilinir, yer-gök, gece-gündüz, renklerin-dillerin ayrı oluşu ve benzeri ihtilaflar O'nun ayetlerindendir ve gayri kesbidir.

      B-    İSLAM ÜMMETİNDEKİ İHTİLAFLAR

         a-  Ümmetten Kaynaklanan İhtilaflar

     İhtilafın fıkhını bilmek gerekir: Zira ihtilaf; yerine göre rahmet, yerine göre azaptır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) zamanında yaşananlar ve vuku bulan bazı ihtilaflara rağmen sahabîlerin arasına ayrılık girmemiş, bunun bir içtihat farklılığı olduğu ve herhangi bir fitneye sebep olmadığı bilinmektedir. Ayet-i kerime Âlimleri ihtilafa düşmemeleri için şöyle uyarmaktadır:

وَلاَ تَكُونُواْ كَالَّذِينَ تَفَرَّقُواْ وَاخْتَلَفُواْ  Yani “Ayrılığa düşüp parçalananlar gibi olmayın"[16] âyetindeki ayrılıktan maksat, inanç ve dinin esasları ile ilgili ayrılıklardır. Fakat müctehid imamların yaptığı gibi, dinin diğer hükümleri (füruları) ile ilgili ihtilaflar şeriatın ruhsat verdiği kolaylıklardandır. Nitekim ilim adamları bu meseleye dikkat çekmişlerdir. Bu hususta Ibn Teymiyye'nin “Refu'l-melâm ani'l-eimeti'l-a'lâm” adını verdiği değerli bir risalesi vardır. Yalnız unutmamak gerekir ki; yerinde olmayan ihtilaf düşmandan daha tehlikelidir. Bundan dolayı mümkün olduğu kadar ihtilaftan ve tefrikadan uzak durmak gerekir. Bunun için Ümmetin efradları bilmediği konularda hüküm vermek için acele etmemesi ve bir âlime danışması gerekmektedir. Ayrıca âlimler arasında oluşan ihtilafların aydınlar, gençler ve avam düzeyine inmemesi gerekir. Tarih boyunca müçtehitler, mezhep ve meşreb taassubundan hep uzak durmuşlardır. Dört mezhep imamları da Kur’an ve Sünneti hüccet tutarak birbirlerini asla kırmamışlardır. Bu konuda 19. Asrın âlimlerinden S. M. XelîlSêrtî de mezheplerde asabiyetin, mezhep sahipleri tarafından reddedildiğini Nehcul-enam adlı kitabında şöyle dile getirir: “Tu tezyînê bavê bila te bivê, birih girtina te Xudanî nevê.”[17]  Burada S. M. XelîlSêrtî Mezheplerde asabi olmanın mezhep sahipleri tarafından istenilmediğini vurgulamaktadır. Bediüzzaman’ın şu sözü de zamanımızda âlimlerin kendilerine mihenk tutmaları açısından önem arz etmektedir: “"Cumhûru, burhandan ziyade, mehazdeki kudsiyet imtisale sevk eder. Müçtehidînin kitapları vesile gibi, cam gibi Kur'ân'ı göstermeli; yoksa vekil ve gölge olmamalı."[18]

        b-   Dış Mihrakların Oluşturduğu İhtilaflar

    Öncelikle şunu belirtelim ki; hayır ile şer, hak ile batıl, tevhit ile şirk ve bunların müntesiplerinin mücadelesi sünnetullahın yansımasıdır. Dün bunlar olmuşsa bugün ve yarında elbette olacaktır. Çünkü dünya hayatı var olduğundan beri böyle olmuştur. Zaten mükellefiyette bunu gerektirir ve dünya hayatının sistemi böyle kurulmuştur. Nitekim Allah-u Teala Furkan Suresi’nin 31. Ayetinde şöyle buyurmuştur.

وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِّنَ الْمُجْرِمِينَ وَكَفَى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا''İşte böyle; biz, her peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman kıldık. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.'' (25/31) Aynı şekilde Y

üce Allah, Ali İmran Suresi’nin 217. Ayetinde ümmet düşmanları hakkında şöyle buyurmaktadır;

وَلاَيَزَالُون يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّىَ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُم إِنِ اسْتَطَاعُواOnlar hep sizle savaşacak ve güç yetirebilirlerse sizi dininizden vazgeçirmek için uğraşacaklar'' (3/217)

 

Değerli Üstadlarım!   

  Bu ayetlerden hareketle küfrün ve dış mihrakların ürettiği zalimler her daim Müslümanlara engel olmaya çalışacak ve bunu başarmak için ümmet arasına fitne-fesat sokarak ve de birbirlerine hasım edip kırdıracak konuları tetikleyip kendi işlerini kolaylaştırmak isteyeceklerdir. Bunda şaşılacak hiçbir şey yoktur ve Firavun sembolünde olduğu gibi üzerlerine düşeni ve ellerinden geleni yapacaklardır. Nitekim misyonerlerin ana gayesi İslam’ı yok etmektir. Bu doğrultuda kitaplar yazılmış, plan ve projeler çizilmiştir. Bununla ilgili en çok dikkat çeken, İngiliz sömürge bakanı tarafından hazırlananıdır. Misyoner “Hampher”in “İslam’ı nasıl yok edelim” adlı kitabı oldukça ilginçtir. Misyonerlerin Dinleri, yolları, çarkları, çıkarları, hazları bunu gerekli kılmaktadır. Çünkü Müslümanların hâkimiyeti zalimlerin bütün edinimlerini yerle yeksan edeceğini çok iyi bilmektedirler. Kafirler ve zalimler Müslümanların içine din ihtilafı, soy ihtilafı, mezhep ihtilafı, coğrafya ihtilafı, amir-memur ihtilafı ve aşiret ihtilafları gibi bir çok sün’i ihtilafları da yerleştirmişlerdir.

 

C-          GÜNÜMÜZ ÂLİMLERİN İHTİLAFLARIN ÇÖZÜMÜNDE ALACAKLARI SORUMLULUKLAR

         a-  Ümmetten Kaynaklanan İhtilafların Çözümü

     Tarih boyunca İslam medeniyetinin menşei olan Medrese ve alimleri yeniden ihya etmek için çaba sarf edilmelidir. Yeniden Gazalilerin, İz b. Selamların, İmam-ı Rabbanilerin ve Bediüzzamanların yetişebilmesi için acilen adımlar atılmalı, Medrese ile Üniversite arasında köprülerin kurulması ve birbirlerinden istifade etmeleri için gerekenler acilen yapılmalıdır. Bu doğrultuda hem Medreselerin hem de İslam üniversitelerinin, kurumlarının kaynakları, kitapları ve eğitim metodlarının yeniden ele alınması için gerekenler yapılmalıdır. Özellikle birbirlerine karşı hüsn-u zannı elden bırakmamalıdırlar. Eğer alimler kendi aralarındaki ihtilafları kaldırmazlarsa ümmetin içindeki ihtilafları kaldırmaları mümkün değildir. Bu itibarla ilk önce kendi aralarında bir sulh-i umumi ve aff-ı umumiyi gerçekleştirmelidirler. Unutmamak gerekir ki Bindiğimiz gemi aynıdır. Allah göstermesin; delinirse, gemide yer alan herkes zarar görür. Gemi kıyıya ve hedefine ulaşırsa herkes kurtulacaktır.

b-           Dış Mihrakların Oluşturduğu İhtilafların Çözümü

Hiç şüphesiz tarih boyunca misyonerler İslam’ı ortadan kaldırmak için durmadan çaba sarf etmişlerdir ve etmektedirler. Bu doğrultuda Sn. Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma hocamız, “Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri ” adlı kitabında bunları en güzel şekilde ele almıştır. Hocamız bu eserinde Misyonerlerden Hempler’in İslam alemini yok etmek için sinsice nasıl çalışıp çabaladığını ve bu doğrultuda mason localarını nasıl kurduğunu en güzel şekilde ele almaktadır. Londra Misyoner teşkilatı başkanı Hempler’e şöyle seslenir: "Biz İngilizlerin müreffeh ve saadet içinde yaşamamız için, Müslümanların arasına nifak tohumlarını ekmemiz gerekir. Onların içinde ihtilaf kıvılcımlarını tutuşturmalıyız. Biz Osmanlı Devleti`nin her tarafına fitne sokarak, onu yıkacağız. Böyle yapamazsak, İngilizler gibi küçük bir millet, nasıl müreffeh olur? İşte ey Hempler, bunun içindir ki, İslam dünyasını nifak ve fesat ateşine vermeden, onları tefrikaya sokmadan geri gelme!"[19]

  Kıymetli Alimler! 

  Hiç şüphesiz Alimler bunların yaptıklarından habersiz oldukları müddetçe bunlarla mücadele etmeleri ve Müslümanları onların şerrinden korumaları mümkün olmaz. Çünkü düşmanın silahı bilinmeden ona karşı koymak gerçekten zordur. Fakat ne hazindir ki bugün İslam âlemi, kâfirler tarafından bir barut fıçısı haline getirilmiştir. Müslümanlar birbirlerini katletmekten asla geri kalmamaktadırlar. Hâlbuki Kur’an ve hadisler ışığında, İslami öğretiler hakkıyla âlimler tarafından Müslümanlara gerektiği gibi anlatılmış olsaydı, İslam ümmetindeki bu korkunç katliamlar İslam adına gerçekleştirilemezdi. Fakat günümüzün bazı âlimleri, kafirlerin ve zalimlerin ekmeğine yağ sürüp var olanları görmezlikten gelip, fitne, ayrışma ve daha da kötüsü Misyonerler adına İslam’a ve Âlimlere dil uzatmaktan geri kalmamakta ve İslam’a karşı fiili mücadeleye kalkışmaktadırlar.

4-           SONUÇ VE TEKLİFLER

Muhterem Hocalarım!

Hiç şüphesiz bütün Müslümanlar İslam Âleminin içinde bulunduğu durumdan sorumludur. Fakat herkesin sorumluluğu, taşımış olduğu mesuliyet kadardır. Toplumda Alimlerin sorumluluğu da peygambere varis oldukları misyon ile herkesten daha fazladır. Bu itibarla âlimler nass ve akıl doğrultusunda yeni bir dünyayı inşa edip İnsanların hem dünyasını hem de ahiretini imar etmekle mükelleftirler. Bundan dolayı zamanımızda, tekrardan Gazalilerin, İbn-i Sinaların, Farabilerin, İbn-i Rüştlerin, İmam-ı Rabbanilerin ve Mevlanaların çıkmasına şiddetle ihtiyaç vardır. Günümüz alimleri Kur’an ve sünnet doğrultusunda zaman şartlarını da göz önünde bulundurarak Kishor Mahbubani’nin tespit ettiği şu 7 temel ilkeleri ele alarak ümmetin içinde bulunduğu buhrandan kurtarabilirler:

1-           Piyasa ekonomisi,

2-           Bilim ve teknoloji,

3-           Meritokrasi (liyakat),

4-           Pragmatizm, (Uygulamacılık ve Faydacılık)

5-           Barış kültürü,

6-           Hukuk devleti,

7-           Eğitim.[20]

 

Muhterem Seydalar!

Ne hazindir ki; son 100 yılda İslam Coğrafyası hep toplu katliamlarla yâd edilmektedir. Bu katliamlardan kurtulmanın tek yolu özümüze dönmek, medreseleri ve irfan yuvalarını tekrardan ihya etmektir. Bunun için Âlimlerin, dünyada zalimlerin yaptıklarından ve mazlumlara yapılanlara karşı asla tepkisiz olmamaları gerekir. Çünkü yüce Allah Enfal Suresinin 25. Ayetinde şöyle buyurmaktadır:

وَاتَّقُواْ فِتْنَةً لاَّ تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُواْ مِنكُمْ خَآصَّةً وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ yani “İçinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.” Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.s) de bir hadis-i şeriflerinde hepimize şu uyarıyı yapıyor:

إِنَّ النَّاسَ إِذَا رَأَوا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أَوْشَكَ أَنْ يَعُمَّهُمُ اللَّه بِعِقَابٍ مِنْهُyani “İnsanlar bir zalimi görürler de onun zulmüne engel olmazlarsa Allah’ın onları genel bir azaba uğratması kaçınılmazdır.”[21]

Muhterem Kanaat Önderleri!

İslam âlimlerinin, dünyada ve İslam coğrafyasında şu an cereyan eden olaylardan elbette habersiz olmamalıdırlar. Bilindiği gibi İslam coğrafyası uzun zamandan beri adeta kara bulutlarla kuşatılmış durumda. Bir taraftan Afrika’da hüküm süren kıtlık ve kuraklık neticesinde on binlerce çocuk açlıktan ölürken, maalesef on binlerce insan ölüme doğru gidiyor. Diğer taraftan yanı başımızda ve Orta Doğuda yıllardır devam eden savaşta yüzbinlerce insan hayatını kaybetti. Bombaların, kimyasal silahların altında kadınlar, çocuklar, masumlar can vermeye devam ediyor.  Daha birkaç gün evvel Suriye’nin İdlib kentinde insaf ve vicdanı körelmemiş herkesin yüreğini derinden dağlayan bir katliama tanık olduk. Kimyasal silahların hedefi olan çocukların yürek yakan feryatlarına hüzünle şahit olduk.   Ancak bu vahşet ne kadar vahim ise, insanlığın bu zulme, bu katliama ses çıkarmaması daha da vahimdir. Bu vahşeti durdurmak için hiçbir çaba harcamaması bundan daha ağır bir vebaldir. Şu bir gerçek ki, mazlumların hayatını kaybetmesinden daha acı olanı insanlığın vicdanını kaybetmesidir. Çekilen sıkıntılara, yaşanan acılara, işlenen zulümlere karşı her geçen gün duyarsızlaşmasıdır.

 

Bugün İslam alimleri, bu dehşet karşısında sessiz kalmamalıdırlar.  Hatta rahmet Peygamberi (s.a.s)’in,

لاَ حَتَّى تَأْخُذُوا عَلَى يَدَىِ الظَّالِمِ فَتَأْطِرُوهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا  yani “Zalimin zulmünü önlemedikçe size de kurtuluş yoktur.”[22] ikazı karşısında sarsılmalıdırlar. Alimler, Mazlumlara karşı insanlık görevlerini, rehberlik sorumluluklarını hakkıyla yerine getirememiş olmanın hicabını derinden yaşamalıdırlar. Ancak her hâlükârda bilinmelidir ki; ulemaya düşen, imanlarını, umutlarını ve cesaretlerini yitirmeden tek yürek olup mazlumun yanında yer almaları ve zalime karşı durmalarıdır.

Muhterem Hazirun!

Unutmayalım ki, kötülüğün sıradanlaştığı, şiddete aldırış edilmez olduğu vakit zulüm sadece mazlumu vurmakla kalmaz, bütün insanlığı kuşatır. Küresel zulüm günahından ve girdabından her insan nasibini alır. Bu yüzden haksızlığa şahit olan herkes, buna karşı durmalıdır. Üzülüp yanmakla, acınıp kederlenmekle yetinmeyip zulmü ortadan kaldırmak için çalışmalıdır.

Bizler inanıyoruz ki; bu katliamlar, bu kuralsız ve karanlık savaş bir gün elbet sona erecektir. Bizler biliyoruz ki masumların kanları üzerine kurulu hiçbir hükümranlık ayakta duramaz, duramayacaktır. Gözyaşı ve kanın eksik olmadığı bu coğrafyada Allah’ın izniyle bir gün adalet ve hakkaniyet yeniden hayat bulacaktır. Zalimler bu dünyada da ahirette de hak ettikleri cezayı göreceklerdir. Zira Resûl-i Ekrem (s.a.s) Efendimizin ifadesiyle;

اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ “Mazlumun bedduasından kork! Çünkü mazlumun bedduasıyla Allah Teâla arasında hiçbir perde yoktur.”

Bütün bunlara karşı alimler taşımış oldukları mesuliyetten dolayı ümmetin ve insanların dertleriyle dertlenmeli ve mazlum insanların kurtuluşları için can-ı  gönülden vazifelerini ifa etmelidirler.

5-           ALİMLERE ÇAĞRI

Muhterem Hocalarım!

Konuşmama âlimler için çok ehemmiyetli gördüğüm şu çağrı ile devam etmek istiyorum:

النداء للعلماء

باسمه سبحانه

الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على سيدنا محمد وعلى آله وصحبه اجمعين  اما بعد

فاقدم سلامي واحترامي لجناكم أيها العلماء الكرام وأريد بمساعدتكم ان أشير إلى نكات

أولا: أن أعداء الإسلام اليوم في حركة جديدة  لاختلاف الأمة الإسلامية كما كانوا في القرون الأولى فمعلوم ان الاختلاف والافتراق لاتفيد الأمة كما لم تفدها في الماضي فوظيفتنا الاتحاد والاجتماع بقدر ما أمكن لأن شعار أعداء الإسلام قديما وجديدا:  "فرق تسد " وافترق تبلع"

وثانيا: أن الأمة الإسلامية الان في خطر عظيم من قبل عالم الغرب والشرق فاشتغال الأمة الان بعضهم ببعض لا تفيد شيئا من جهة العقل وسياسة العالم ولو مع الشيعة والوهابية لأن رسول الله صلى الله عليه وسلم عامل مع المنافقين في المدينة المنورة معاملة المسلمين لئلا يقال ان محمدا قد قاتل مع أصحابه ومع ذلك أن الكفر كالجبل والاختلاف كالحجيرة كما اشار الي هذا الموضوع بالتفصيل الأستاذ النورسي رحمه الله

وثالثا:  أن الشيعة والوهابية الآن ملعوبتان من قبل الأعداء ككرة القدم وسممهما مخفية مخطرة  فلا بد ان لا  يكون علماء أهل السنة والجماعة طرفا لكليهما لأن مكايد العالم كبيرة كما مكايدهما كبيرة وكثيرة

ورابعا: أن أعداء الإسلام في عصرنا يعطون الكفر ليد بعض المسلمين كالختم وقالوا هذا كافر وهذا كافر ومع ذلك يحبون لهم الشهادة  فيقتل المسلم المسلم بهذين العنوانين والكفار ينظرون إليهم من بعد فلا بد ان يكون العلماء  ضدما يريد أعداء الإسلام ويفكرونه بوساوسهم الخبيثة

وخامسا: أن بعض الاساتيذ أشاروا في الايام الاخيرة الي بعض أخطاء المذهبين المعلومين المذكورين وان اخطاؤهما أظهر من الشمس من جهة العقيدة والعمل والفكر والسياسة الداخلية والخارجية فبمجالنا ان نعلمهم ما نفهم وما يفهم سلفنا الصالحون من القرآن والسنة ونتكلم معهم بلاقتال بالدلائل القطعية العقلية والنقلية والفكرية لأن غير ذلك ضرر  بين كما شاهدناه في التاريخ

وسادسا: أن المسألة الحالية  ليست مسألة مذهبية بل المسألة مسألة الكفر و الإسلام

ولو قال جميع العلماء: فرضا الشيعة والوهابية كافرون فكما لا فائدة فيه فهذا ما يحب أعداء الإسلام ويفكرونه بسياستهم المخفية الثعلبية

وسابعا:  أفكر أن كل الوقت دور العلماء فإذا أرادوا رفع مستوي الأمة كانت الأمة في الراحة والسلامة لان العلماء قادة الأمة وأمامها فالآن دورهم فلا بد أن يلعبوا في دورهم وان يخرجوا مجتمعهم من التدني الي الترقي والا فيسالون في الدنيا والآخرة لأن وظيفتهم في المجتمع كبيرة ولذا قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:  

صنفان اذا  صلحا صلحت الأمة واذا فسدا فسدت الأمة العلماء والامراء

وثامنا: فعلى العلماء بيان العقائد الحقة، وما يستتبع ذلك من رد شبهات المخالفين، ودفع تشكيكات المشككين، والدفاع عن ثوابت المذهب الحق، الا وهو مذهب اهل السنة والجماعة, وتحصين ضعفة المؤمنين من كل غزو فكري جاء من الداخل او الخارج

وتاسعا: تعليم الناس الأحكام الشرعية والوظائف الدينية، وبيان ما افترضه الله عليهم والحث عليه، وترغيبهم فيه، والتنبيه على ما حرمه الله عليهم والتحذير منه, ومعرفتهم بعدو الله وبعدو المسلمين, ومعرفتهم باعطاء الولاية  لله و للمسلمين

وعاشرا: أن ينيروا بحقيقة الإسلام وبكونه دينا فطريا عقول الأجيال الشابة حسب الجائات الزمان, وأن يجنبوهم مزالق الجهل والفساد والانغلاق والتبعية لثقافة الغرب والشرق, وأن ينيروا دروبهم بالسماحة والاعتدال والوسطية والبعد عن التطرف والتشنج, وأن يكونوا  القدوة في الدين والخلق والخطاب الجامع لا المفرق

حفظنا الله جميعنا من فتنة أعداء الإسلام والمسلمين المتعبين لهم شعورا أو غير شعور

تحياتي واحترامي لحضرتكم

أخوكم نظام الدين ياكشك

İSLAM ALİMLERİNE ÇAĞRI

Allah'ın adıyla

Hamd alemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur. Salat ve selam ise efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'e ve onun bütün al ve sahabelerine olsun.

Ey kerim alimler! Zat-ı alilerinize selam hürmet ve saygılarımı ileterek müsadelerinizle birkaç noktaya işaret etmek istiyorum.

1-) İslam düşmanları geçmiş dönemlerde olduğu gibi bugün de İslam ümmetinin ihtilafı için yeni bir hareket içerisindedirler. Malumunuz üzere ihtilaf ve iftirak ümmete geçmişte fayda vermediği gibi günümüzde de hiçbir fayda vermez. Öyleyse vazifemiz; mümkün olduğu kadar birleşip tek vücut olmaktır. Çünkü İslam düşmanlarının eski ve yeni parolası: "böl-yönet" ve "parçala-yut" olmuştur.

2-) İslam ümmeti günümüzde doğu ve batı alemi tarafından gelen büyük bir tehlike içerisindedir. Bunun için günümüzde ümmetin birbirleriyle meşgul olması -Şia ve Vehhabi olsalar dahi-akıl ve dünya siyaseti yönünden hiçbir fayda sağlamaz. Çünkü Peygamber efendimiz (s.a.v) "Muhakkak ki Muhammed kendi arkadaşlarıyla savaşıyor" denilmemesi için Medine'de müslümanlarla yaptığı muameleyi münafıklarla da yapmıştır. Bununla birlikte küfür dağ, ihtilaf ise çakıl taşları gibidir. Bu mevzunun ehemmiyetine üstad Bediüzzaman Said Nursi'de işaret etmişlerdir.

3-) Günümüzde Şia ve Vehhabiler İslam düşmanları tarafından top gibi oynatılmaktadırlar. Onların zehirleri de gizli ve tehlikelidir. Bunun için Ehl-i sünnet vel-cemaat alimlerinin her ikisine de taraf olmamaları gerekir. Çünkü hem küfür aleminin hem de vehhabi ve şiaların tuzakları büyük ve çoktur.

4-) İslam düşmanları günümüzde küfrü bazı müslümanların eline bir mühür gibi vermiş ve "şu kafirdir, bu kafirdir" deyip müslümanları tekfir etmekle birlikte şehadeti de onlara sevdirmişlerdir. Bunun için müslümanlar bu iki adres ile birbirlerini katletmektedirler. Bundan dolayı İslam alimlerinin, İslam düşmanlarının istek ve çirkin vesveselerine, karşı olmaları gerekir.

5-) Bazı üstadlar son günlerde Vahhabi ve Şiaların bazı hatalarına işaret ediyorlar. Halbuki onların hataları akide, amel, fikir, dahili ve harici siyaset yönünden güneşten de daha açıktır. Bunun için eğer imkânlar el verirse selef-i salihinin ve bizim Kur'an ve sünnetten anladıklarımızı çatışmasız bir şekilde onlara öğretip akli, nakli ve fikri delillerle onlarla konuşmamız gerekir. Çünkü bunların dışındaki yöntemler, tarihten de müşahede ettiğimiz gibi açık bir zarardır.

6-) Şimdiki mesele ise mezhebi bir mesele değildir. Belki İslam ve küfür meselesidir. Eğer bugün bütün İslam alimleri " farezen Şia ve Vahabiler kafirdir" deseler de bunda bir fayda yoktur. Aksine İslam düşmanlarının da istekleri bu doğrultuda olduğu gibi gizli ve hilebaz tilki siyasetleri de bu doğrultudadır.

7-) Şunu tefekkür ediyorum: Bütün zamanlarda söz sahibi olanlar Alimler ve mütefekkirlerdir. Ne zaman isteseler milleti selamet ve rahata çıkartmışlardır. Çünkü alimler ümmetin komutanları ve imamlarıdır. Öyleyse şuan tam onların zamanıdır. Kendi rollerini oynayıp kendi halklarını tedenni çukurundan terakki zirvesine çıkartabilirler. Eğer bunu yapmazlarsa hem dünya da hem de ahirette sorumluluklarından kurtulamayacaklardır. Çünkü toplumda en büyük sorumluluk onlarındır. Bunun içindir ki Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "iki sınıf vardır ki onlar islah olursa ümmet de ıslah olur, onlar fesada uğrarsa ümmet de fesada uğrar. Bunlar da Alimler ve Amirlerdir."

8-) Âlimlerin, insanlara doğru inanç esaslarını beyan etmeleri ve inanç esaslarından doğan şüpheleri kaldırmaları, şüphe edenlerin şüphelerini gidermeleri, hak olan ehl-i Sünnet vel-cemaat mezhebinin temel prensiplerini müdafaa etmeleri, iç ve dıştan gelen bütün fikri saldırılara karşı müminlerin zayıf noktalarını sağlamlaştırmaları gerekir.

9-) Âlimlerin, İnsanlara dini vazifelerini ve şeri hükümlerini öğretmeleri, Allah’ın farz kıldıklarını beyan edip üzerinde durarak teşvikte bulunmaları, Allah’ın haram kıldıklarına tembihte bulunup insanları onlardan sakındırmaları, insanlara Allah’ın ve Müslümanların düşmanlarını tanıtmaları ve dostluğun ancak Allah’a ve Müslümanlara verilmesinin gerekliliğini bildirmeleri gerekir.

10-) Âlimlerin, zamanın gereksinimlerine göre genç nesillerin akıllarını fıtrî olan İslam dini ve onun hakikatiyle aydınlatmaları, doğu ve batı kültürüne tabi olmalarını engellemeleri, onları, anlaşılmazlık, fesat, cehalet ve tutkunluk gibi tehlikelere düşmekten sakındırmaları, onların yollarını müsamaha, itidal ve hoşgörü ile aydınlatıp aşırılık ve hareketsizlikten uzak tutmaları, din ve ahlak konusunda önder, hitapta da ayırıcı değil, birleştirici olmaları gerekir.

Saygı ve hürmetlerimle...

TATVAN Medine Camii İmamı ve MEDAV Genel sekreteri:

 Nizamettin Yakışık



[1] Ali İmran, 79.

[2] Buhârî, İlim 10, Müslim, İmâre 175.

[3] Buhârî, İlim 15, Müslim, Müsâfirîn 68.

[4] Buhârî, İlim 34, Müslim, İlim 13.

[5] Buhari, İlm, 10, Ebû Davut, İlm, 1, Tirmizi, İlm,19, İbnMace, Mukaddime,17.

[6] İ. Süyuti.

[7] Tirmizi, Ilim 19.

[8]Taberani, Beyhaki.

[9]Es-Sabûnî, Safvetü-t-Tefasir, 1. c. s. 273.

[10]http://www.haber7.com/guncel/haber/

[11]http://www.islamianaliz.com/haber/mustafa-yildiz/

[12]CelaleddinSuyutîKenzu’l-ummal, 6/30.

[13]Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 228.

[14]Buhari, İ’tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; EbûDâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbniMâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34,269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450, 550.

[15]Doğan, M, Büyük Türkçe Sözlük, Pınar yayınları, İstanbul, 18. Baskı, 2005.

[16]Ali İmran, 105

[17]Mele Halil Sirti, Nehcul Enam, s. 45.

[18]Bediüzzaman Said Nursi, Sühunat s. 28.

[19]Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Sömürü ajanı İngiliz Misyonerleri s. 81

[20]KishorMahbubani, Yeni Asya Yarımküresi.

[21]Tirmizî, Tefsiru’l-Kur’an, 5.

[22]İbnMâce, Fiten, 20.

Online bookmaker Romenia bet365